Hikayelerim

PUSU(BÖLÜM 7)

”Sevginin niçini olmaz ki efendim”

   Herkes dışarı çıkınca Ayça, Göktürk’e biraz daha yaklaştı. Göktürk bir hışımla oturduğu yerden kalktı, bir süredir sıktığı yumruğunu duvarla buluşturdu. Her ne kadar eli acısa da sessizliğini korudu. Ayça sessizce olan biteni izliyordu. Gözlerin çıkan bir damla yaş kirpiklerine takılı kaldı. Göktürk Ayça’ya yaklaştı yüksek bir sesle,
‘’Zaten eninde sonunda buraya gelecekmişim neden bana bunları anlatmadın. Şimdi sana, size bu olanlara nasıl inanacağım? ‘’
Ayça kirpiğine takılı kalmış gözyaşını sildi.
‘’ Emir böyleydi. Burada duygular değil emirler konuşur.’’
Bu şekilde net ve kesin cevap beklemeyen Göktürk döndü ikinci sefer duvara yumruk attı.
Bu sırada Fedai, Tuğrul ve Doğan yan odaya geçtiler. Fedai bilgisayarı açmalarını söyledi. Yan odaya yerleştirilmiş ses kaydetme özelliği bulunan kamera Göktürk ve Ayça’nın her türlü konuşmasını ve hareketini çok rahat bir açı ile alabiliyordu. Tuğrul söz aldı.
‘’Komutanım, burada bu tür duygusal karmaşalar bizlere sorun çıkartmaz mı?’’
‘’Evet belki haklısın Tuğrul. Bak şimdi Osman ve Selçuk’un gözlerini okuyabildin mi ?’’
Fedai aslında bu sorunun cevabını biliyordu. Çünkü Tuğrul’un insanları tanıma konusunda yetenekli olduğunu biliyordu. Tuğrul’un insanlar hakkında ki yorumları şu ana kadar yanıltmamıştı.
‘’Evet Komutanım. İkisi de burayı çoktan kabul etmiş duruyorlar.’’
‘’Peki Göktürk? Onun gözleri ne anlatıyor?’’
‘’Şeyy…Komutanım  aslında hiçbir şey. Buraya içi ısınmamış, bizlere güvenmiyor. Gözleri sürekli kapı, pencere arayışı içerisinde ilk fırsatta kaçacak gibi duruyor.’’
‘’Evet Tuğrul, bu Göktürk’ün yapısı. Hayatı boyunca tam bir bozkurt gibi yaşadı. Asla kabul etmedi tutsaklığı. İstemediği kimsenin emri altında durmadı. Başına çok bela aldı bu yüzden. Burada da durmayacağını anladığımızdan dolayı Ayça’yı onun yanına gönderdik zamanında. Ayça Göktürk’ün hayalinde ki kızdı aslında. Aşık olmaması imkansızdı. Şu an da aşkı için burada kalacak, ancak o şekilde bize güvenip tanıyacak. Ayrıca Ayça’nın konuşması ve tavrı ona olan güvenimizi bir kere daha kanıtladı. Duygularının aklının önüne geçmesine izin vermedi.’’
‘’Anladım komutanım. ‘’
Bu konuşma sırasında Göktürk ve Ayça bir şey konuşmamış ikisi de bir köşede bekliyordu. Fedai odadan çıktı, onların yanına geldi. Fedai odaya girince Ayça ayağa kalktı, hazır bir şekilde bekledi.
Fedai masaya oturdu, iki elini parmaklarının arasından geçirip masanın üzerine koyması önemli bir şey anlatacağına işaret ediyordu. Ayça’ya otur eliyle sandalyeyi göstererek otur işareti yaptı.
‘’Az önce ve daha önce olanlar için üzgünüm Göktürk. Bu şekilde olmasını istemezdik ama maalesef ki her zaman her şey istediğimiz gibi gitmiyor. Bu yüzden bir an önce kendini toparlamanı ve eğitimlere başlamanı istiyorum.’’
Göktürk sessizliğini bozarak,
‘’Bir dakika burayı anlamadım. Eğitim mi dediniz?’’ dedi.
‘’Evet eğitim.’’
‘’Kusura bakmazsanız eğer ben size hala güvenmiyorum. Sizi hala tam olarak tanımıyorum. İsminizi dahi bilmiyorum. Ne eğitiminden bahsediyorsunuz? O eğitimi almam için benim buraya inanmam ve güvenmem gerekiyor. Eğitim falan almıyorum. ‘’
Fedai hafif gülümseyerek,
‘’Alacaksın’’ dedi.
Bu sefer de Göktürk gülümsedi.

//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});



‘’Almazsam beni mi öldüreceksiniz, hücreye falan mı atarsınız?’’
‘’Hayır Göktürk. Kendi isteğinle alacaksın.’’
Göktürk alaycı bir tavırla,
‘’Nasıl olacak o, sayın Fedai komutan?’’ dedi.
‘’İşte karşında duruyor. Ayça senin buraya olan güvencen olacak. O burada olduğu için sende burada kalıp bizi tanıyacaksın daha sonra zaten isteğinle bizden olacaksın.’’
‘’Çok emin konuşuyorsunuz. Ben Ayça’yı unuttum. Az önce olanlar sadece geçmişte kalmış son sayfayı yırtmak oldu. Benim Ayça’m öldü.’’
Bu konuşmayı söylerken o kadar ağır ve acılı söyledi ki eğer Göktürk’ü biraz daha konuştururlarsa ağlayacaktı. Son cümleyi duyan Ayça’nın da gözleri doldu ve o şekilde kaldı. Bu sefer gözyaşının çıkmasına izin vermedi.
‘’Eğer o şekilde düşünüyorsan buyur gidebilirsin. Tüm kapılar açık. Dışarı da seni istediğin yere bırakacak araç hazır.’’
Fedai kulaklığına dokundu,
‘’Tüm kapıları Göktürk’e açın. Yıldırım 1390’ı hazırda bekleyin ve onu istediği yere bırakın.’’ Dedi.
Göktürk bütün bu olanlara anlam veremiyor. Kafasında zaten kaçmak planı vardı ama bu şekilde bırakılmasını pek mantığı almıyordu.
Fedai devam etti.
‘’Evet Göktürk duydun, kapılar açık gitmekte serbestsin. Ama buraya bir daha dönüşün olmayacak, araca bindiğin anda uyuya kalacaksın. Gözünü evde açacaksın ve bütün bu olanların sadece rüya olduğunu hatırlayacaksın. Ne bir daha Ayça’yı görebilirsin ne de memleketi kurtarmak için burada yapacağın büyük işler kadar orada fırsatın olacak. Karar senin.’’
Göktürk kapının açılmasını şimdi anladı. Artık kesinlikle emindi ki bu insanlar onu çok iyi tanıyordu. Ayça’yı bırakamayacak ve hayatta belki de onun için en önemli şey olan memlekete hizmet edemeyecekti. Gittiğinde köyde atama bekleyecek, gelirse yalnızca devlet memuru olabilecekti. Ama Göktürk’ün yapısı bu değildi. Oturmak, boş durmak, üretmemek ona göre değildi. İstese de istemese de burada kalacaktı.
‘’ Kararımı zaten biliyorsunuz. Yalnızca bir şeyi bilmiyorsunuz, benim için Ayça diye birisi yok. Memleket için burada kalacağım. Size hala güvenmiyorum, bakalım memleket için neler yapıyorsunuz.  Şimdi müsadenizle ben gideyim.’’
Fedai yine hafif gülümsedi.
‘’Peki Göktürk, gidebilirsin. Biraz dinlen odanda daha sonra çalışmalara başlayacağız.’’
Göktürk ayağı kalktı gitti. Ayça gözleri dolmuş, sesi yok olmuşçasına bekliyordu. Göktürk’ün gitmemesine belki de onun kadar kimse sevinmemişti.
‘’Evet Ayça, sen de gidebilirsin. Duygularına hakim olmaya devam et.’’
Ayça ayağı kalktı,
‘’Emredersiniz komutanım’’ dedi ve çıktı.
Göktürk odasına çekildi, daha önce fark etmediği bir şey fark etti. Köşede bir kitaplık vardı, 200’ e yakın kitap vardı. Kitaplar gelişi güzel konulmuştu. Sanki çölde su bulmuşçasına içine mutluluk doldu. Ne zaman canı sıkılsa yaptığı şeylerden en rahatlatıcısı, kitap okumaktı. Bu sefer canı daha çok sıkkın, bilmediği yerde bu kadar duygu yoğunluğunu artık kaldıramayacak hale gelmişti. Kitaplara göz gezdirirken bir tane kitabı çekip aldı. Bu kitabı daha önce kaç defa okumuştu acaba… Belki 100, belki de 1000. Her defasında ayrı bir anlam, her defasında ayrı bir resim bulmuştu bu kitapta. Sanki gözleri yine onu oku dercesine kitaptan çekilmiyordu. Karar verdi bunu okuyacaktı. Yatağına gitti, sırtını yasladı. Kitabın kapağını sesli okudu.
‘’Hüseyin Nihal Atsız, Ruh Adam.’’
Sanki karşısında yazarı varmış gibi,
‘’Ah be Atsız, bunun devamını yazsan acaba ne diyecektin ki…’’
Açtı kitabı önsözden başlayarak okudu. O kadar okudu ki vaktin geçtiğini anlamadı. Ama okumaya doyamıyor, duramıyordu. Aslında okumuyor, kitabın içinde yaşıyordu. Kitabın öyle bir noktasına geldi ki durdu, kaldı. Tekrar tekrar okudu. En sonuncunu sesli okudu.
‘’-Niçin seversin Güntülü?
Güntülü, hocasına hayretle bakarak birkaç defa gözlerini kırptı ve aynı esrarlı sesle cevap verdi;
-Sevginin niçini olmaz ki efendim… Düşünsem belki makul bir sebep bulabilirim. Fakat bu hakiki sebep olmaz. Çünkü biz önce severiz. Sonra sevdiğimiz şeyin güzel taraflarını bulmaya çalışırız. Bu da hodbinliğimizden doğar efendim.’’
Artık dünyaya boş bakmaya başladı. Kitap elinde okumayı bırakmış, geçmişe doğru demir almıştı. Ayça ile geçen günler sanki hatıralarında değil de göz kapaklarındaydı. Gitmek bilmiyordu. Bu güne dek unutamamıştı ki bugün unutabilsin. Fedai haklıydı Göktürk’ün burada kalmasının bir nedeni de Ayça…
Reklamlar

Kategoriler:Hikayelerim

Tagged as:

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s