Hikayelerim

PUSU(BÖLÜM 6)

Artık Bir Şeyleri Öğrenme Vakti

Aradan nerdeyse 24 saat geçmişti. Kendilerince ağır sınavlardan geçen 3 kişi yeni yeni uyanıyordu. Fedai, Göktuğ, Tuğrul ve Doğan aynı yemek masasında oturmuş kendilerine gelmelerini bekliyorlardı. Üçü de uyanınca önce gidip ellerini ve yüzlerini yıkadılar sonra masaya gelip oturdular.
Fedai konuşmaya başladı,
‘’Nasıl hissediyorsunuz ?’’
İsmail ve Mehmet her zaman ki gibi sükuneti korumuş söylenecekleri ve olacakları bekliyorlardı. Ama Yiğit yine durmadı içindekini dışarıya döktü,
‘’ Kafam karma karışık nasıl bir sınavdı bu? Bilgim, askeri gücüm, kondisyonum ne bilim bu tür sınavlardan geçmiyoruz da rüyada sınav oluyoruz ?’’
Fedai gülümseyip Doğan’a baktı.
‘’Evet, Yiğit belki haklısın. O tür sınavlarda yapabilirdik ama o zaman sizin duygularınızı ölçemezdik. Hepiniz merak ediyorsunuz neden böyle bir sınav? Bakın sizi kondisyon, edebiyat, tarih, kültür, yabancı dil gibi farklı dallarda sınavlara tutmamıza gerek yok. Çünkü bunlarım hepsi kazanılabilir, mesela Yiğit’in İngilizcesi çok kötü ama ona İngilizce yanında Almanca, Rusça ve Çince de öğreteceğiz. Tabi İsmail ve Mehmet’ de. Her türlü ders göreceksiniz. Edebiyat, tarih, kültür aklınıza ne geliyorsa öğreneceksiniz. Ama biz sizin asla duygularınızı kontrol edemeyiz. Hepiniz farklı devletlerde farklı sınavlardan geçtiniz ama üçünüzün de teması aynıydı. Bu hayatta en sevdiklerinizle devletin konuları arasında kaldınız ve sevdiklerinizi kaybetme ihtimaline karşı devletinizi seçtiniz. Bizim için de önemli olan buydu. Ne olursa olsun asla bildiklerinizi, duyduklarınızı, gördüklerinizi kimseye söylemeyeceksiniz.‘’
Herkes Fedai’nin tok sesinden etkilenmişti. Yiğit,
‘’ Bizlerin devlete hizmet ettiğimizi, sizlerin iyi birileri olduğuna ve en önemlisi aslında bütün bildiklerimizin yanlış olduğunu kanıtlamak zorunda olduğunuzu düşünüyorum.’’
Yiğit’in bu çıkışı herkesi şaşırtmış yalnızca Fedai’yi gülümsetmişti. Çünkü Yiğit’i onun kadar kimse tanımıyor ve bu tepkileri verebileceğini biliyordu.
‘’ Nerden başlayalım Yiğit? Kendi hayatınızdan mı yoksa bizim hayatımızdan mı?’’
Yiğit kararlı bir şekilde,
‘’ Elbette önce kendi hayatımdan başlamak isterim.’’
//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});


‘’Peki öyleyse. Öncelikle şu konuyu açayım. Sizleri farklı devlet zamanlarınıza götürdük. Elbette ki gelişi güzel yapmadık. Sizler buraya geldiğinizde isimleriniz yoktu, bizde size isim koyduk. Hangi devlete gittiyseniz isminiz odur ve isimlerinizi cep telefon tuşlarından sayıya denk gelen harflere basarak dosyalarınızı açabilirsiniz.’’
Hepsi şaşırdı ve önlerine gelen dosyalara baktılar.
Bu demek oluyordu ki, Yiğit’in adı Göktürk, İsmail’in adı Selçuk, Mehmet’in ki ise Osman.
Hepsi Fedai’nin dediği şekilde şifreleri girdiklerinde dosyalar açıldı. Tüm dosyaların ilk sayfasında bir bebek resmi altında isimleri ve genetik kod yazıyordu.
Fedai devam etti,
‘’ Evet beyler, o önünüzde ki bebek resimleri sizlerin buraya geldikten yaklaşık 1 saat sonra ki çekilmiş fotoğraflarınızdır. Altında bizlerin koyduğu isimler ve en altta genetik kodunuz yazmaktadır. Genetik kodunuzdan bahsetmeden önce şunu sormak isterim aileniz olarak bildiğiniz kişiler size bebeklik fotoğrafınızı gösterdi mi ?’’
Üçü de bir süre düşündü, hayır dercesine Fedai’nin gözlerinin içine bakıp kafa salladılar.
‘’ Evet, Göktürk babanın sana en çok bahsettiği devlet hangisi?’’
Göktürk düşündü, şaşırmış bir şekilde,
‘’Göktürkler…’’
‘’Ya sana Selçuk?’’
‘’Selçuklular…’’
‘’Ya sana Osman?’’
‘’Osmanlı İmparatorluğu…’’
‘’Evet, beyler sanırım aileleriniz neden hep o devletlerden bahsettiğini anlamışınızdır. Sizlere üç büyük devletin üç büyük isminizi koyduk. Sizler bu milletin geçmişten almadığı dersler olacaksınız. Hepiniz geçmişi bilip geleceğe yön verecek hale geleceksiniz. Şimdi sırada genetik kodlarınız var.’’
Yine üç kız geldi, kollarından bir tüp kan aldılar. Göktürk’ün kolundan kan alan kadını Yiğit görünce dondu kaldı. Ne diyeceğini, ne yapacağını şaşırmıştı. Ama sustu ve olacakları izlemeye devam etti.
Kan tüplerini alan kızlar masanın üzerine bir cihaz getirdi, bıraktılar.
‘’ Evet, Osman bu cihazı tanıyor musun ?’’
‘’Evet, tanıyorum. Bu benim geliştirdiğim ‘Ötüken 571’ ‘’
‘’Hata oranı nedir ?’’
‘’Yok denecek kadar az. %0.001 ‘’
‘’O zaman alınan kanların genetik kodlarını bize çıkarır mısın?  İlk önce senden başlayalım, genetik kodunu zaten ezbere biliyorsun.’’
Osman kalktı, kendi tüpünde ki kapağı açtı, cihazın ön bölümünde su damlasını dolduracak hacimli çukura bir damla koydu. Cihazı çalıştırdı, yaklaşık 3 dakika sonra cihazın yan bölümünden A4 boyutunda bir kağıt çıktı.
‘’Nedir sonuç ?’’
‘’ Sonuç aynı. Dosya da yazanı görünce zaten ben aynı olduğunu görmüştüm, kanıtlamış oldum.’’
‘’ Şimdi diğerlerininkini de bak.’’
Osman sırası ile baktı ve sonuçları sahiplerine verdi. Herkes kodların aynı olduğunu gördü.
‘’Teşekkürler Osman şimdi oturabilirsin. Gel gelelim Göktürk, söylemek istediğin bir şey var mı?’’
Göktürk anlamış ama anlamamış gibi,
‘’Ne gibi efendim?’’
‘’Öncelikle şu konuya açıklık getirelim bana efendim deme. Burada kimse efendi değildir, komutanım demeniz kafi. Bizim efendimiz, yalnız kainatın son peygamberidir. ‘’
Herkes böyle bir askeri bir adamdan böyle bir ince ve önemli bir düşünce beklemiyorlardı. Fedai devam etti,
‘’ Şimdi soruna gelirsek, ben bahsetmeyim istersen sen bahset. ‘’
Tam bu sırada az önce ki kız gelip Göktürk’ün yanında durdu. Göktürk ne yapacağını, ne diyeceğini bilmiyordu.
Göktürk’ün gözleri doldu ve dokunsalar canı çıkacak şekilde kala kalmıştı.
Kız konuşmaya için Fedai’ye baktı,
‘’Komutanım ben konuşayım. Göktürk anlatacak durumda değil.’’
Fedai kıza bakıp onaylarcasına kafa salladı.
‘’ Göktürk’le 6 yıl önce tanıştık. Sizin emriniz doğrultusunda gittim, onu buldum. Daha sonra o bana aşık olmuştu. Bende ona aşık olmuştum. Evlilik hayalleri kurup, geleceğimiz hakkında hayal kuruyorduk. Ne yazık ki köylerinde ki bir CIA ajanı tarafından fark edildim. Köye doktor olarak atanan bir kadın aslında köyde insanlara verdiği ilaçlar içinde kanserojen, uyuşukluk, kısırlık gibi hastalık yapan etkenler bulunuyordu. Bunu Göktürk’ün bir grip aldığında fark ettim. Daha sonra sizlerin bilgisini sunup araştırmaya devam ettim. Gördüm ki ilaçlar, yurt dışında özel yerlerde imal edilip özel olarak dağıtılıyor. Ne yazık ki bu ilaçlar Azerbaycan, Türkiye, Kıbrıs, Doğu Türkistan, Filistin başta olmak üzere nerdeyse tüm Türk ve Müslümanların bulunduğu ülkelere gönderiliyor. Bunun ardından kadın hakkında ki araştırmalarım sonucu, kadının babası Ermeni asıllı, annesi ise Yahudi asıllıydı. Hayatını Türkiye ve Amerika arasında geçirmiş. Kadını takip ettiğim sırada biri ile görüşüp birkaç dosya veriyordu. Saatimi kolumda unuttuğumdan dolayı güneş saatin camından kadının gözüne yansıma yapmıştı. Ve yerim fark edildi, kaçmaya başladım. Arkamdan koştular her ne kadar yüzümü göremeseler de bulunduğum yeri riske atmamak için oradan uzaklaşmam gerekiyordu. Hızlıca bir sahte evlilik yapıp ortadan kayboldum. ‘’
Göktürk gözleri dolmuş, yumruğunu sıkmış bekliyordu.
‘’Evet, Göktürk bir şey demek ister misin?’’
‘’Ne dememi bekliyorsunuz?’’
‘’Aslında hiçbir şey. Toplantıya yarım saat ara veriyoruz. Bu arada Göktürk ve Ayça’nın belki konuşmak istedikleri bir şeyler vardır. ‘’
Fedai ile birlikete herkes dışarı çıktı, oda da sadece Göktürk ve Ayça kaldı.
Reklamlar

Kategoriler:Hikayelerim

Tagged as:

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s