Hikayelerim

PUSU(BÖLÜM 5)

Duygular Aklın Önüne Geçer mi?

Bu sefer herkes kafasını İsmail’in ekranına çevirdi. Fedai konuşmaya başladı. ‘’İsmail Selçuklu devleti adına bir çaşıttır. İsmail’in en son ki görevi Haşhaşi’lerin lideri Hasan Sabbah’ı öldürmekti. Ama yakalandı. Sorguya alınan İsmail hiçbir soruya cevap vermedi. Gerçek dünyada da orada kardeşi Asya’yı çok seviyordu. Onunda sınavı burada olacak. Bakalım neler olacak.’’ Hasan Sabbah yanında iki askerle odaya girdi. Eli kolu bağlı olan İsmail her yeri kan içindeydi. Hasan Sabbah karşısına geçti gülmeye başladı. ‘’ Evet Selçuklu’nun çaşıtı bakalım bu sefer de konuşacak mısın? ‘’ İsmail gülümsedi, ‘’Konuşalım diyorum sen konuşmuyorsun. ‘’ Bunu küstah bir tavır olarak kabul eden Hasan Sabbah yumruğu sıktı ve elmacık kemiğine indirdi. İsmail sanki sinek ısırmış gibi gülümsedi, ‘’Ama bak böyle yaparsan ben sürekli gülerim. Askerlerini yumruğu daha sertti.’’ Hasan Sabbah’ın siniri geçmişti. Bu sefer o gülümsedi. ‘’Bekle bekle. Getirin!’’ ‘’Ne o beni konuşturmak için adam mı tuttun?’’ ‘’Bir sabret bak nasıl konuşuyorsun. Gelen kişi karşısında konuşmama imkanın yok.’’ ‘’ Çok merak ettim. Yoksa Sultan Melikşah’ı mı getirdiniz? ‘’ dedi gülerek. İsmail’in kız kardeşi Asya tam karşısında ağlar vaziyette durunca İsmail’in sesi soluğu kesildi. ‘’Evet Selçuklu çaşıtı. Sağ olsun kız kardeşin Asya bizi kırmadı buralara kadar geldi. Biz çıkalım da siz az hasret giderin 10 dakikaya geleceğiz ha.’’ Hasan Sabbah ve adamları dışarı çıktı. Asya ağlıyordu durmadan. ‘’ Nasıl buldular seni?’’ ‘’Abi bilmiyorum. Sadece geldiler evden aldılar beni.’’ ‘’Sana bir şey yaptılar mı ?’’ ‘’ Yok sadece buraya getirdiler işte.’’ ‘’Korkma Asya’m çıkacağız buradan. Senin saçının telini zarar gelirse Alamut Kalesi’ni mezar ederim hepsine. Sana benim hakkımda sorular sordular mı ?’’ ‘’Yok sormadılar. Dediğim gibi kimse bir şey demedi. Direk buraya getirildim.’’ ‘’Tamam kardeşim. Şimdi beni iyi dinle, devletimiz için asla ağzını açma adımı dahil söyleme. Biliyorlarsa bilsinler ama sen hiçbir şey söyleme.’’ ‘’Tamam abi, ya bizi öldürürlerse ?’’ ‘’Öyle bir şey olmayacak. Hem rahmetli babamız ne derdi? Bizler için en büyük ölüm Allah yolunda gazadır.’’ Bunu duyan Asya biraz olsun rahatlamıştı. Hasan Sabbah ve adamları içeri girdi. ‘’Nasıl oldunuz iki kardeş hasret giderdi mi?’’ İsmail yine o alaycı gülümsemesini yaptı, ‘’ Sen gelene kadar iyiydik, sen git azcık daha kumdan kaleye devam etsene.’’ Koca Alamut Kalesi’yle dalga geçilmesiyle bu sefer bir yumruk daha attı. İsmail’in bir dişi kırılmış ağzından kan geliyordu. ‘’Her neyse. Evet çaşıt seni dinliyoruz?’’ Bunu duyan İsmail başladı Selçuklu türküsü söylemeye, Asya’da eşlik edince Hasan Sabbah yine sinirlendi. At nalı sökmek için kullandıkları kerpeteni getirmelerini istedi. Kerpeteni eline alan Hasan Sabbah kızın yanına gitti. Bunu gören İsmail durması için bağırmaya başladı. Asya ağlıyor, İsmail bağırıyor, Hasan Sabbah ise gülüyordu. Kızın kesici dişlerinden iki tanesi çıkardığında ağzı kanla dolmuştu. Asya hala ağılıyor, bir yandan da ağzına dolan kanı yere tükürüyordu. ‘’Evet çaşıt hala konuşmayacak mısın? Daha bir sürü diş var. Bunun tırnakları var. Ve benimde zamanım var.’’ İsmail Asya’ya baktı. Ona bu işkenceyi daha fazla çektirmek istemiyordu. Ama devletinin bilgisini de veremezdi. Hasan Sabbah’ın yüzüne tükürdü. Hasan Sabbah Asya’nın 3 tane daha dişini çekince kız acıdan bayıldı. İsmail hala konuşmamakta ısrarcıydı. Kızı uyandırdılar ve bütün dişlerini sökene kadar uğraştılar. İsmail ağlıyor, Asya ise yorgun ve bitkin bir halde ölmeyi bekliyordu. İsmail’in ekran karardı. Tuğrul yine söz aldı, 

‘’ Komutanım kazandı mı ?’’ ‘’Böyle bir durumda kaybetmesi ne mümkün.’’ 
Sıra Mehmet’e gelmişti. Fedai yine konuşmaya başladı. ‘’Evet Tuğrul, sıra Mehmet’te. Mehmet o kadar fazla geçmişe gitmeyecek. Ama Mehmet’in sınavı belki de şu ana kadar 2 arkadaştan daha zor olacak. Mehmet yıl 1920’de Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yaklaşık 1 ay sonra açacağı TBMM’ye vekil olarak gidecektir. Atatürk’le Çanakkale de beraber savaşmışlar var birbirlerini yakından tanıyorlar. Atatürk o gün gece gizlice Ankara’da Mehmet’in evine gelir ve ona saklaması için birkaç belge, bir tane de tabanca verir. Gecenin karanlığında tekrar kaybolur. Mehmet’in canından sakındığı annesi ve kardeşi de Hilafetin kaldırılmasından korkar ve bu TBMM’nin açılmasına pek razı değildir. Mehmet’in elinde ki belgeleri bir şekilde okur. TBMM’nin açılmasından sonraki süreci, yapılacak inkılapların hepsini olmasa da bir kısmını yazıyordur. Hele ki Halifeliğin kaldırılmasını gören annesi iyice çıldırmıştır. Kendince dine, millete hizmet etmek istemektedir. Bakalım ne olacak.’’ ‘’Efendim neden böyle bir hayat seçtiniz?’’ dedi Doğan. ‘’ Çünkü günümüzde dahil dini konuları kullanıp birilerini hainliğe itiyorlar. İnsanların dinini içinde yaşayıp tertemiz bıraktırmıyorlar. Kimisi siyasetine, kimisi ticaretine karıştırıyor dini. Şimdi hep birlikte seyredelim.’’ Mehmet o gün çarşıdan terziye gitmiş bir ay sonra ki açılması planlanan meclis için kendine elbise dikimi için sipariş vermişti. Eve geldiğinde annesinin ağlamaktan gözleri şiş olduğunu olduğunu gördü. ‘’Hayırdır İnşallah anam, nedir bu halin? ‘’ Annesi kafasını kaldırdı. Mehmet’e biraz baktı. ‘’Oğlum gel vazgeç bu sevdadan. Hem meclise vekil olacaksın hem de hilafeti kaldıracaksın. Bu milletin vekili dinine hiç ihanet eder mi ?’’ Bunu duyan Mehmet sinirle ayağa kalktı. ‘’Ne demek ihanet anne? Biz ezan susmasın diye o cepheden bu cepheye savaş vermedik mi? Babam bu yolda Şehit olmadı mı? Ben daha senle tartışmak istemiyorum. Lütfen bir daha bu konuyu ne benim yanımda ne de başkasının yanında açma.’’ Annesi ağlamaya devam etti. Mehmet’te hızla evden dışarıya attı kendini. Annesinin aklına bir fikir geldi. Yeni bir cemiyet duymuştu. Halifelik yanlısıydı bu cemiyet. Onlara bildirirse en azından onlara ne yapacağını bilir belki engellerler diye düşünüyordu. Ama bu cemiyete nasıl ulaşacağını bilmiyordu. Sonra yakında ki cami imamı aklına geldi. O da hilafetçiydi. O nasıl ulaşılacağını biliyordur diye umutla hızlıca üstünü giyinip evden çıktı. Camiye doğru yürüdü. Cemaat yeni namazdan çıkıyordu. Biraz köşede bekledi. Cemaat dağılınca imamda dışarı çıktı. Hemen imamın yanına vardı. ‘’Hocam bir sorum olacaktı. Müsait miydiniz? ‘’ ‘’Buyur bacım, seni dinliyorum.’’ ‘’Hocam ama aramızda kalsın.’’ ‘’ Tabi bacım dinliyorum seni.’’ ‘’Yeni bir cemiyet adını duydum. Adı İslam Teali Cemiyeti. Onlara nasıl ulaşırım? ‘’ Soruyu duyan hoca sanki tuzağa düşmüş hissine kapıldı. Etrafa bakmaya başladı. ‘’Bunu bana neden sorarsın bacım benim bilgim yoktur.’’ Hoca iyice gerilmiş, yakalandım şüphesi ile eli ayağına dolaşmıştı. ‘’Hocam merak etmeyin. Ben kimseye çalışmıyorum. Sadece bir bilgi edindim, halifelikle ilgili. Sizinde halife yanlısı olduğunuzu duymuştum. Bana yardım etseniz etseniz siz edersiniz. Aksi halde hilafet zora düşecek.’’ Bunu duyan biraz olsun rahatlamıştı. Ama hala tedirgindi. ‘’Tamam bacım ben bakayım, onlara ulaşmaya çalışayım. Yarın öğle namazından sonra sen yine gel. Kimseye bir şey deme sen.’’ ‘’Tamam hocam, Allah razı olsun.’’ Diyip ayrıldılar. Mehmet’in annesi ve imamla olan bütün konuşmayı bir kişi duymuştu. Bu kişi Mehmet’in Can dostu Zeki’ydi. Hızlıca oradan uzaklaştı. Mehmet’e ulaşması gerekiyordu. Bu saatte olsa olsa kütüphanede olur bizim kurt diye düşündü. Hızlıca kütüphaneye gitti. Şaşırmamıştı. Hızlıca olan biteni Mehmet’e anlattı. ‘’Mehmet gardaşım şimdi napacağız. Başbuğ’umuz Mustafa Kemal kimse duymasın dedi ama şu an İslam Teali Cemiyetinin eline geçecek. Ortalığı yaygaraya verecekler. ‘’ ‘’Haklısın gardaşım. Vardır elbet bir çaresi’’ dedi Mehmet. Kafasında ki fesi çıkarıp masaya koydu. Sanki içinden dua okuyor gibi dudaklarını kıpırdatıyordu. ‘’Ben anamla konuşmaya gidiyorum. Sen imamı takip al. Olurda buluşma olursa…’’ ‘’Eeee buluşma olursa?’’ ‘’İkisinide vuracağım, başka çare kalmadı.’’ ‘’Hayır gardaşım vardır başka çaresi belki öyle şey mi olur ? Kendi öz ananı mı vuracaksın? ‘’ ‘’Maalesef ki yok gardaşım. Ama önce konuşmak zorundayım. Belki vazgeçiririm.’’ ‘’Tamam gardaşım, Allah yardımcın olsun.’’ Diyip sarılıp ayrıldılar. Mehmet hızlıca eve gitti. Annesi biraz daha keyifli gibiydi. En azından ağlamıyordu. ‘’Anam napıyon?’’ ‘’Oturuyorum oğlum. Sen ne yaptın günün nasıldı?’’ ‘’Kütüphaneye gittim geldim işte. Bugün dışarı çıkmışsın?’’ Bunu duyan annesi şaşırdı kaldı. ‘’Artık peşime adam mı takıyon oğlum?’’ ‘’Yok ana arkadaş görmüş. O söyledi. İmamla ne konuştun?’’ ‘’Merak ettiğim bir iki soru vardı onu sordum. Hem bu ne hal beni sorguya çekiyorsun.’’ ‘’Anam ne konuştuğunuzu biliyorum.’’ ‘’İyi biliyorsan ne soruyon?’’ ‘’Ana gel vazgeç bu sevdadan başına iş alacaksın. Devletimiz, milletimiz, dinimiz için en gerekli olan budur. ‘’ ‘’Kime göre en gerekli? Siz kendinizi bir şeye inandırmış, asırlar süren halifeliği kaldırmak isterseniz. Bu mudur iyilik?’’ ‘’Son yıllara bak ana, halifelik adı altında İslamiyet’e verdiklere zararlara bak. Hilafet bize geçtiği günden beri Arapların bize verdiği zarar akla hayale gelmiyor. Hilafet İslam dünyasını birleştirmesi gerekirken daha çok ayırıyor. Gel ana o imamla görüşme bir daha.’’ ‘’Oğul oğul, zafer sizin gözünüzü kör etmiş. Ölsem de bu yoldan dönmem.’’ ‘’Ana biz zaferin körlüğüyle kutlama yapmıyor, uyumuyoruz. Daha çok çalışıyoruz. Ama illa da ben o imamla görüşüp İslam Teali Cemiyetine her şeyi anlatacağım diyorsan artık olacaklar ben sorumlu değilim.’’ ‘’Sen ananı tehdit mi ediyorsun?’’ ‘’Hayır ana sadece devletim, milletim ve en önemlisi dinim için bir şeyler yapmaya çalışıyorum.’’ ‘’Benim sana diyecek bir şeyim kalmamış.’’ ‘’Benimde sana ana.’’ Mehmet gider odasında yatar. Sabah erkenden çıkıp evden gider. Arkadaşı Zeki ile buluşup imamın naptıkları hakkında bilgi alır. ‘’Demek imam anamı onların başının yanına götürecek. Bu durumda olayı sessiz halledeceğiz. İkisi buluşursa eğer. Sen imamı, bende Mustafa Kemal’in bana verdiği silahla…’’ ‘’Mehmet gardaşım Mustafa Kemal Paşa’ya haber edeydik. Belki daha farklı bir durum çıkar. Böyle bir şeyi nasıl yapacaksın öz anana.’’ ‘’Sabaha kadar düşündüm gardaş, Paşa’ya haber gidip gelene kadar iş işten geçmiş olur. Maalesef ki başka bir yol yok.’’ İkisi de sessizleşti. Beklemeye başladılar. Öğle ezanı okunmuş, cemaat camiden çıkıyordu. Mehmet ve Zeki saklanmış buluşacaklar mı diye bekliyorlardı. Aradan kısa bir zaman geçince Mehmet’in anası geldi. Tam yürümeye başladılar, Mehmet ve Zeki’de silahlarını doğrultular ki ekran karardı. Tuğrul bu sefer soru sormamıştı. Bu defa soru Doğan’dan geldi. ‘’Komutanım. Kazandı sanırım.’’ ‘’Evet Doğan kazandı. Üçü de gerçekten çok iyi askerler.’’ ‘’Komutanım sadece bu tür bir sınavla bunu nasıl anlarız ki? Neden bu tür bir sınav seçtiniz?’’ ‘’Sorunun cevabını hepsi uyandığında alacaksın Doğan. Şimdi gidin ve bugün ki eğitimlerinizi tamamlayın.’’ Üçü de ‘’Emredersiniz komutanı!’’ diyip gittiler.

Reklamlar

Kategoriler:Hikayelerim

Tagged as:

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s