Hikayelerim

PUSU (BÖLÜM 4 )

 

Duygular Aklın Önüne Geçer mi ?

Yiğit ayağı kalktı küçük penceresi olan odada yürümeye başladı. Bu küçüklükten babası olarak bildiği Recep amcadan mirastı. O da ne zaman kafası dağınık olsa, düşünceli olsa 33’lük tesbihini alır oda içinde volta atardı. Yiğit’te babasını taklit ede ede alışkanlık haline getirmişti. Bir an o günlere daldı. Yine Recep amca volta atarken Yiğit’te arkasından taklitini yapıyordu. Daha 8 yaşındaydı. Sonra Recep amca döndü, Yiğit’in başını okşadı gülümsedi ve’’Gel bakalım’’ dedi. 
-Şimdi söylediklerimi tekrar et, tamam mı oğlum. 
-Tamam baba.
-Şimdi sana Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni ezberleteceğim. Sen de artık kocaman bir delikanlı oldun. Memleketten senden hizmet bekleyecek. 
Tam bu sırada Göktuğ içeri girdi. 
‘’Hadi gidelim Yiğit.’’
Yiğit kapıdan bekleyen Göktuğ’a bakıp tamam dercesine kafa salladı.
Yürürken ilk konuşan Göktuğ oldu.
‘’ Dinlendin mi ?’’
‘’Dinlenmek mi? Düşünmekten kafayı yiyeceğim. Ne dinlenmesi Ali, pardon Göktuğ.’’
Göktuğ gülümsedi. Ve hiçbir şey demedi.
Yemekhane gibi alana vardıklarında Yiğit garip bir durum daha fark etti. Alanda İsmail, Mehmet, kendi, Fedai ve bir de Göktuğ hariç diğer 2 kişi daha vardı başka kimse yoktu. Üstelik içeri girdiğinden beri henüz başka kimseyi de görmediğini fark etti. Burada garip bir kuruluş olduğunu artık kafasında kesinleştirdi. Ama sessizliği korumanın faydalı olduğunu bildiği için susmaya devam etti. 10 kişi için hazırlanmıştı masa ama yalnızca 7 kişi için servis açılmıştı. Sessizce yerine oturan Yiğit göz ucu ile Fedai’ye baktı. Yaşı 55 civarında, saçlarının arasına toprağa ilk defa düşen kar misali yavaş yavaş beyazlar düşmeye başlamış.
 Fedai’yi izlemeyi bırakıp etrafa bakmaya karar verdi. Bulundukları oda her köşesi ayrı bir ilginç yerdi. Fedai’nin tam arkasındaki duvarının en üstünde 17 Türk devletinin bayrağı tavana sıfır olacak şekilde dizilmişti. Bayrakların altında ise Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Kurtuluş savaşı sırasında tepeden orduyu izlerken ki fotoğrafı vardı. Odanın diğer üç duvarı ise resimle kaplıydı. Duvarının birinde, Göktürk bayrağı ve Göktürk kitabeleri vardı. Diğerinde Selçuklu bayrağı ve Selçuklu’ya ait mimarı eserler ve hakim olduğu toprakların haritadaki yeri. Diğer duvar ise Osmanlı arması Horasan Erenleri’nin kısa kısa sözlerinin olduğu duvar. 
Bu sırada 3 tane bayan masayı hızla donatıp gittiler. 
Herkes sanki Fedai’nin başlamasını bekliyordu. Fedai ‘’Buyrun’’ diyince hep birlikte yemeğe başladılar. Kimseden hala ses çıkmıyordu. Yemek bitmişti. Fedai ayağı kalktı ve hep birlikte ayağa kalktılar. Bileğinde ki saate basınca masa ve sandalyeler aşağı doğru inmeye başladı. Hızlıca hepsi gözden kayboldu. 
‘’Evet beyler artık bir yerden başlamamız gerekiyor. Şimdi sizleri simülasyonlu bir sınava sokacağız. Tepkilerinizi ve tercihlerinizi ölçeceğiz. Sınavdan geçenler cevapları bulacak, geçemeyenler ise evlerine dönüp hayatlarına devam edecekler.’’ 
Eli yine saatinin yüzüne gitti ve dokundu. 3 resimli duvardan birer tane duvara monteli yatak çıktı. 
Fedai konuşmaya devam etti.
‘’ Yiğit sen Göktürk resimli duvarda ki, İsmail sen Selçuklu resimli duvarda ki, Mehmet sende Osmanlı resimli duvardaki yatağa yatın. Sınavının uyurken olacak burada toplam 5 dakika sürecekken siz orda yaklaşık 1 gün geçireceksiniz.’’ Yiğit eliyle buyurun der gibi hareket yaptı. Hepsi söylenilen yere gitti. 
‘’Ha bu arada siz durumun farkında olmayacaksınız. Zaten hep ordaymışsınız gibi olacaksınız. Eğer sınavdan da kalırsanız hafıza kaybı yaratan bir ilaç alacaksınız ve gözünüzü açtığınızda evinizde olacaksınız. Bol şans.’’
Yemekleri getiren 3 bayan yine geldi. Öncelikle kollarına bir uyuşturucu vurdu. Hepsi gözlerini tavan dikmiş bekliyordu. İğneyi vuranın bayan olduğunu bile anlamamışlardı. Bayanlar tam kafalarına elektrotlar takarken Yiğit bayanla göz göze geldi, sanki eski bir tanıdığı görmüş gibi oldu ama uyuşturucu etkisini göstermişti.
Bayanlar işini bitirip gittikten sonra, Fedai yine saatine dokundu ve Atatürk’ün resminin altında 3 tane farklı ekran çıktı. 3 bayan EKG elektrotlarını da taktıktan sonra 3 kişinin de damar yolunu açıp serumu taktılar. Bayanlar sırası ile ‘’İşlem bitti’’ dercesine kafa sallayıp asker selamı ile çıktılar. Herkes ne olacak diye beklerken Fedai,
‘’Tuğrul sence ne olacak?’’
‘’Bir bilgim yok komutanım!’’
Fedai bu sefer Doğan’ a sordu,
‘’Sence Doğan?’’ 
‘’Benim de bir bilgim yok komutanım!’’
Hafif gülümseyen Fedai, Göktuğ’a döndü,

‘’ Sen zaten konuya hakimsin. Arkadaşlar için ben anlatayım.
Evet arkadaşlar. Sizlerin en son görevi şurada yatan arkadaşları getirmekti. Hepiniz görevinizi gizli ve temiz bir şekilde yaptınız. Bugün bu arkadaşlar kaderlerini belirleyeceği sınava girmek üzereler. Az önce vurulan uyuşturucu yaklaşık 2 dakika içinde tamamen tüm vücuda dağılacak. Kafalarının üzerinde ki elektrotlar onların çok ayrı bir dünya ya götürecek. Her biri yakın olduğu resimde ki devletin tarihine gidecek ve sevdikleri mi devleti mi bunun sınavını verecekler. ‘’
Bu sırada ekranda görüntüleme başladı.
‘’ Evet sınav başladı. Yiğit Göktürk devletinin bir kağanı, bir tane kadınla evli. Bu kadın gerçek dünyada Yiğit’in sevip ulaşamadığı kişi ile aynı. Çinliler Yiğit’in eşini kaçırdı ve ellerinde tutsak olarak tutuyorlar. Yiğit bir mektup geldi. Ondan ya kendisinin teslim olmasını yada Göktür devletinin üçte birlik kısmını Çin’e teslim olunmasını karşılığında eşini öldürmeyeceği yazıyor. Bakalım ne olacak.’’
Yiğit altın çadırdan kurulmuş otağında kara kara düşünüyordu. Kurultayın toplanmasını istemişti. Devletin ileri gelenleri, başbuğlar, tiginler, şadlar kağanın bu haline anlam veremiyordu. 
Kurultayın en yaşlısı ve en bilgesi olarak bilinen Deli Beycan söz aldı.
‘’ Göklerin alkışları yüce Kağanımıza olsun. Bu derdinin sebebi eşinin durumu mu ?’’
Kağan gözlerini yere dikmiş sadece düşünüyordu. Deli Beycan’ın sözünden sonra kafasını kaldırdı, önce Deli Beycan’ı daha sonra kurultayda ki diğer herkesi bir süzdü. 
‘’Göktürk devletinin yiğitleri, başbuğları, bilgeleri bugün size bir yol danışmam gerek. Bugün Çin’den bir haberciler geldi. Ve önümdeki mektubu verdiler.’’
Kağan mektubu en yakınında oturan orduların Başbuğ’u İşbara Yamtar’a uzattı ve okumasını istedi. İşbara Yamtar mektubu okuyup katlayıp tekrar Kağan’ın önüne koydu. 
‘’Göktürk’lerin yiğit beyleri sizleri dinliyorum.’’
Mektup herkeste şaşkınlık yaratmıştı. Sonda oturan bir kişi söz aldı.
‘’Kut almış Kağanımıza göklerin alkışları verilsin. Kağan’ım bence devletin geleceği için sizin başınızın korunması gerekiyor. Ayrıca devletin toprağını da vermemiz demek gücümüzün üçte birini kaybetmemiz demek. Hem orası hayvanlarımızın sulanması için büyük önem arz ediyor.’’
Bu konuşan kişiyi yanında ki bir iki kişi onayladı. Daha sonra herkes hak vermeye başladı. 
Deli Beycan ve İşbara sessizliğini koruyordu. Bu sefer Deli Beycan söz aldı. 
‘’Yüce Kağan’ım bizim için at neyse pusatta odur, pusat neyse avratta odur. Bugün sizin eşinizin hayatı değil, Göktürklerin bir kadının hayatı ve arı söz konusudur. Sizlerin başını vermeyeceğimize göre istedikleri alanı verelim. Daha sonra yine alırız. Kut almış bir devletin karşısında Çin her zaman ki gibi askeri gücü ile değil hilesi ile kazanmaya çalışıyor.’’
Deli Beycan’ın sözünden sonra bu sefer İşbara başta olmak üzere herkes onay verdi. 
Kağan sanki kararını vermiş gibi,
‘’Beylerim, düşünceleriniz için sağ olun. Oy çoğunluğu ile benim düşüncem tam tersedir. Ne Göktürk devletinin kağanının başı ne de Göktürk devletinden bir karış Çin’e toprak verilmeyecektir. İşbara Çin’e haber yollayın. Kağan’ın eşini başına bir iş gelirse Çin’de taş üstünde taş gövde üstünde baş koyulmayacaktır. ‘’
Bunun üzerine orta sıralardan biri söz aldı.
‘’Yüce Kağanımız göklerin alkışları sizlerle olsun. Askerimiz yeni seferden geldi. Yorgunlar, yaralılar. Çin’e yapılan büyük bir sefer sonumuza neden olabilir. ‘’
‘’Merek etme Yigen Silig Bey ben yalnızca Göktürk kadını Ayting’i korumak için derim. Ama siz her türlü savaş yada savunma için bir an önce askeri dinlendirip toplayın.’’
Yiğit’in ekran karardı. Ama hala uyanmamıştı. Tuğrul merakla
‘’ Komutanım kayıp mı etti hala uyanmadı?’’
‘’Hayır Tuğrul. Burada çok yoğun bir duygu ile uğraştı. Uyanırsa şok geçirebilir, aklını yitirebilir. Şu an normal uyumaya geçti, normal rüyalar görecek.’’
‘’Peki kazandı mı ?’’
‘’Evet kazandı. Yiğit’in bu hayatta ki en zayıf noktası sevdiği kız onun kellesi uğruna devleti tehlikeye atacak hiçbir şey yapmadı. İşte milletimiz için yep yeni bir asker.’’

Reklamlar

Kategoriler:Hikayelerim

Tagged as:

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s