Genel

PUSU( BÖLÜM 3 )

BÜTÜN BİLDİKLERİNİZİ UNUTUN, SIFIRDAN BAŞLIYORUZ 

Ali içeri girdiği anda bir kere daha şaşkınlığı arttı. İçerisi silah doluydu. Ayrıca sanki dışarıdan gözüken araçtan daha büyüktü içeri yada Ali’ye öle geliyordu. Yan kenarlar, tavan, yerlerde ki kutular her yer silah doluydu. Gözleri yan kenarlardaki silahları takılı kaldı. Hiçbirini tanımıyordu. Tamamen son teknoloji ile hazırlanmış silah deposu gibiydi. Ama üstlerinde belli simgeler vardı. Simgeleri anlamaya çalışırken Ali,


‘’ Silahlarla aran iyi olduğunu biliyorum ama bunları bilebilecek seviye de değilsin.’’

‘’Belli ki hakkımda çok fazla bilgi biliyorsunuz.’’
‘’Tahmin edemeyeceğinden daha fazla.’’

Bu konuşmadan sonra ortalığı sessizlik bürüdü. Aracın hala hareket etmediğini düşünen Ali küçük bir camı olan araçtan dışarı baktı ki gökyüzündeler. Bu kadar olaydan sonra aracın sessiz ve sarsıntısız kalkışına aldırış etmedi, camdan bakmaya devam etti. Askeri eğitim sırasında aldığı yükseklik eğitiminde çıktığı en yüksek noktadan bile yüksekti. Bir an askerlik anıları gözünün önüne geldi. O kadar zorlu eğitimin içinde Mustafa ile hep bir eğlence bulduğu hatrına geldi.  Sessizliği yine Ali bozdu.

‘’ Kaç ?’’

‘’Anlamadım ne kaç ?’’

‘’Yerden yüksekliğimiz?’’

‘’Bilmem nerden bileyim.’’
‘’Yalan söyleyemiyorsun Yiğit. Çok çabuk belli ediyorsun.’’

‘’Size niye yalan söyleyeyim ? Ben sizin teknolojik aletiniz değilim yüksekliği hesaplayım. Ayrıca görülen o ki hakkımda her şeyi de bilmiyormuşsunuz.’’

‘’Ben zaten her şeyi bildiğimizi söylemedim. Ama şu an yalan söylediğini biliyorum. Tıpkı dosyanda yazan gibi. Yalan söylediğin zaman sol baş parmağınla sol serçe parmağını kaşıyorsun. Ve son olarak askeri eğitiminde yükseklik hesaplama eğitimi aldın. Bu yüzden kaç metre yükseklikteyiz biliyorsun.’’

Bunları duyan Yiğit artık neyin içine düştüğüne anlamıştı. Bu adamlar her kimse belli ki Yiğit’i Yiğit’ten çok tanıyorlar.

‘’Tamammmmm…… Şu an bize en yakın görülen bina 61 katlı. Her kat 3 metre boyutunda olarak hesaplanırsa 186 metre artı olarak binanın altında  5 katlı bir mağaza duruyor. 15 metre de onu eklersek 201 metre bina boyutu yapar. Bu binayı kuş bakışı böyle görüyorsak ortalama 15 katı yüksekliğindeyizdir. Yani ortalama yükseklik 3000 metre.”

Ali bu hesabın üstüne hafifçe gülümsedi, kulaklığında ki düğmeye basıp pilota yüksekliği sordu. Pilottan,

‘’3015 metrede yükseklikteyiz komutanım.’’ Cevabını alınca Yiğit hakkında duyduğu ve okuduğu her şeyin doğru olduğunu anladı.

Birkaç dakika sonra aracın kapısı açıldı. Yiğit bir baktı ki inmişler. Artık hiçbir şeye şaşırmayacağına dair içinden kendi kendine söz verdi. Yere indiğinde bir dağın yamacında olduğunu anladı. Etrafına baktı burasını bir yerden tanıyacaktı ama bir türlü çıkaramadı. Ali’nin yine koluna çarpıp ‘’gidiyoruz’’ demesi ile kendine geldi.

10 dakikalık bir yürüyüşten sonra durdular. Ali cebinden küçük bir elma şeklinde metal çıkardı. Ayağının önündeki taşı yana ittirip bu elmayı oraya yerleştirdi. Bulundukları yavaşça yer altına doğru inmeye başladı. Yiğit şaşkın şaşkın ne olup bittiğini anlamaya çalışırken Ali Yiğit’e bakıp gülümsedi.

Durduklarında yanlarından bir kapı açıldı ve yürümeye başladılar. Yiğit etrafı incelediğinde etrafında daha önce görmediği yapıları, heykelleri, silahları, uçakları, gemileri gördü. Artık yaşadığının bir rüya olduğunu düşünüp kolunu ısırdı. Canı acıdığında baktı ki her şey hala aynıydı…

//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({}); (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});


Ali ilerde 2 kişi daha görünce dönüp Yiğit’e ;

‘’Saz arkadaşlarında gelmiş’’ diyerekten gülümsedi. Yine hiçbir şey anlamayan Yiğit artık soru sormaktan bıkmış şekilde,

‘’Çok özlemiştim onları bende’’ diye çıkıştı. Bu sefer şaşkınlık geçiren taraf Ali oldu.

Diğer 2 kişinin yanına vardıklarında Ali, Yiğit’e onların yanında beklemesini söyledi. İçeri giren Ali yaklaşık 5 dakika sonra çıktı. Yanın yaklaşık 1.95 m boyunda oldukça kaslı, saçı kısa, siyah gözlü, sinek kaydı tıraş olmuş bir kişi ile döndü. Ali hazır olda bekliyordu. Uzun boylu adam asker edasıyla,

‘’Göktuğ dosyaları dağıt arkadaşlara.’’

Bu emir gibi konuşma ardından Ali dosyaları tek tek dağıttı. Adamın Göktuğ demesine rağmen Ali’nin dağıtması Yiğit’in aklını bir daha karıştırdı. Ama yine üstelemedi. Sanki her şey normal de bu mu anormal diye düşündü…

Uzun adam dosyalar dağıtıldıktan sonra konuşmasını devam etti.

‘’Arkadaşlar merhaba öncelikle. Sizi buraya getiren askerlerin Göktuğ, Doğan ve Tuğrul’un söylediği Fedai benim. Daha doğrusu sizin Ali, Hasan ve Hüseyin olarak bildiğiniz kişilerin dediği kişiyim. Şimdi hepiniz aklında burada neler olduğu, bizim kim olduğumuz gibi yüzlerce soru var. Zamanla hepsinin cevabını alacaksınız. Ama sizin daha önce bilmeniz gereken daha önemli konular var. Ellerinizde ki dosyalar aslında sizlerin gerçek kimlikleri. ‘’

Bunu söylediğin an hepsi ciddiyetini bozmuş anlamsızca birbirlerine baktılar. İstemsizce aynı anda dosyaları açmaya çalıştılar. Ama dosya elektronik şifre ile korunduğu için bir türlü açamadılar.

‘’Boşuna uğraşmayın açamazsınız. Şimdilik. İsterseniz devam edeyim.’’ Bunun üzerine hepsi dosyadaki dikkatlerini bırakıp Fedai’i dinlemeye devam ettiler.

‘’Üçünüzün de kaderi aynı. Memleketimizin farklı şehirlerinde farklı ailelerin evlatlarısınız. Aileniz olarak bildiğiniz insanlar sizlerin gerçek ailesi değil, sizleri yetiştirmek üzere olan bizim askerlerimiz. Onların görevi bugüne kadar sizleri yetiştirmek ve bize teslim etmekti. Maalesef ki üçünüzün de ailesi farklı yerlerde farklı olaylarda vefat etti. Sizlerde oralarda şans eseri hayatta kaldınız. Ama bunu tabi ki kimse bilmiyor. Yani sizlerin şu an hayatta olduğunu yalnız biz biliyoruz. Hepiniz buraya daha önce de geldiniz. İlk geldiğiniz de Yiğit 3 aylık, Mehmet 1.5 aylık , İsmail ise henüz 2 aylıktı. ‘’ Sözü bittiğinde Fedai sanki o günlere dönmüş gibi sessiz kaldı. Olanlara hiç birine anlam veremeyen Yiğit, Mehmet ve İsmail öylece kaldılar.

‘’Size neden inanalım, bu anlattıklarınız uydurulmuş bir hikayeden ibaret olabilir.’’ Dedi yiğit.

Fedai hafif bir gülümseme ile Yiğit’e baktı.

‘’ Haklısın Yiğit, size kanıt lazım. Ellerinizde ki dosyalar sizlerin geçmişi, geleceği yani her şeyiniz. Ama onları açmak o kadar kolay olmayacak. Sizlere güvenmemiz lazım. ‘’

Yiğit artık dayanamayarak kahkaha attı.

‘’ Hem bizi buraya siz getiriyorsunuz, hem de bizden güven istiyorsunuz. Bizleri tanıdığınızı hatta bildiğimiz bütün hayatımızın yalandan ibaret olduğunu söylüyorsunuz.’’

Birkaç saniye durdu. Ciddileşti. Sesini biraz yükseltti.

‘’ Bunca şey saçmalık!’’

Yiğit’in bu duygu ve anlam karmaşasından sonra herkes sessiz oldu. İsmail ve Mehmet hiçbir şeye karışmıyor sanki sağır gibi cevap vermiyorlardı. Yiğit dönüp onlara ikisi de aynı şekilde hazır olda bir baktı bekliyorlardı.
Fedai hafifçe öksürerek,
‘’Yeter bu kadar Yiğit, zamanla tüm sorularını cevaplarını alacaksın. Sadece biraz sus ve etrafını seyret.’’ Dedi.
Daha sonra hepsine birlikte döndü,
‘’ Şimdilik komutanlarınız sizi odalarınıza götürecek 2 saat sonra yemekte görüşürüz.’’
Sırtını dönüp giden Fedai’nin arkasından Ali, Hasan ve Hüseyin olarak bildikleri Göktuğ, Doğan ve Tuğrul yeni misafirleri odalarına götürdü. 
Tüm gün olanları düşünen 3 yeni misafir 2 saat boyunca Fedai’nin söylediklerini, önce ki hayatlarını, elindeki dosyaları defalarca düşündüler. 2 saatlik mola bitmesine 9 dakika kalmıştı ki masaların üzerinde ki cep telefonlarına bir mesaj geldi. 
‘’Bütün bildiklerinizi unutun, sıfırdan başlıyoruz.’’
Reklamlar

Kategoriler:Genel

Tagged as:

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s