Hikayelerim

Bir Vatan İki Yanındaki Adam (2)



…Yusuf’un tetiğe basmasıyla yerden hafif bir toz kalktı. Zaten elinde dürbünle sürekli sağı solu izleyin işgalcilerin liderinin dikkatini çekti. Önce göz yanılması olduğunu düşündü. Daha sonra dikkatlice inceleyince orda birisinin olduğuna kanaat getirdi. Etrafına baktı ama orda en fazla bir kişi olabilirdi. Bu kadar gürültüyü tek bir kişi çıkaramaz diye düşündü. Gözünü kıpırdamadan artık orayı seyrediyordu. Artık kesin emindi. Gördüğü yeri tarif etmesinin imkanı yoktu. Aklına iki seçenek geliyordu. Ya hızlıca ölen keskin nişancının silahına davranacak vuracak ya da silahı kendisine getirilmesini isteyecek. Silahı getiren ölecek ama kendisi hayatta kalma şansı olacaktı. İkinci fikir daha mantıklı geldi. En azından kendisi hayatta kalacaktı. Tam bu fikir aklına yatmıştı ki kafasında şimşekler çaktı. Eğer bu şekilde yaparlarsa kendisinin yerinin tespit edilebilirdi. Ölümden korkmazdı ama burada basit bir hata yüzünden ölmekte istemedi. Artık yapacak tek çare yardım istemek diye düşündü.
‘’Merkez burası çok karıştı. Çok sayıda keskin nişancı bizi karşıladı. Kafamızı kıpırdatamıyoruz. Acil destek!’’
‘’Kaplan, Biz sizi destek isteyin diye yollamadık! Burda size destek gelmesi yaklaşık 2 saat sürer. Dayanmaya çalışın.’’
2 saati duyan lider biraz telaşa kapıldı. Tam 2 saat nasıl geçecek diye düşünüyordu ki aklına birden merkezle aralarındaki mesafe 2 saat için oldukça fazlaydı. Kendileri gelirken merkezden çıkıp araçla dağın yamacına gelmişlerdi.  Dağın tepesine yürüyerek gelmişlerdi. Toplam 45 dakika kadar sürmüştü. Bu işte bir terslik var. Yıllardır çeşitli görevlerde bulunması, liderlik yapması ona tecrübeler kazandırmıştı. Bu tecrübe ona, burada yalnız olduğunu söylüyordu. Kendi ordusu burada yalnız koymuştu.

‘’Aslanlarım henüz bir şey bulamadınız mı ?’’
Mehmet’in bu sorusu sessizliği bozdu. Tüm ekip alanı tarıyordu ama etrafta kuş uçmuyordu.
Akif cevap veren oldu.
‘’Komutanım bu ceylanlar saklandığı yerden çıkmıyor.’’
‘’ Ne o Akif, karnın mı acıktı canın mı sıkılıyor? ‘’
Yıllardır beraber görevlerde bulunan Akif ve Mehmet her şeylerini tanıyacak kadar yakın dost olmuşlardı. Rütbe Mehmet’teydi ama yaşça büyük olan Akif’ti.
‘’Yok komutanım bu sefer ikisi de değil. Bu sessizlik pek hoşuma gitmedi. Beklemek bizi yormaz ama onlara zaman kazandırır. Eğer bunlar öncü birlikse ki öyle gözüküyor, bunların devamı her geçen saniye bize daha çok yaklaşıyor.’’
‘’Akif seni tanımasam korkuyorsun diyeceğim. Ama haklısın bir şeyler yapmak lazım. Evet beyler planı olan varsa dinliyorum…’’
Mehmet komutanın bu sözleri herkesi düşündürmeye başladı. Kimsenin planı yoktu. Durmadan alanı tarıyor bir şey bulamamanın verdiği can sıkıntısı ile hepsi sessiz sessiz düşünmeye başladı.

‘’ Kaplan bir şeyler yapmalıyız, beklemekle olacak iş değil.’’
Bu ses işgalcilerin liderinin operasyon yardımcısının sesiydi. Agop isimli yardımcı aslen Ermeni kökenli olup doğma büyüme Türkiye de yaşıyordu. Türklerin kendilerine soykırım yaptığını inanmış bir şekilde ‘’ onlardan intikam almadan ölmeyeceğim ‘’ diye yemin etmişti. Her türlü fırsatta misyonerlik yapan Agop, işgalcilerle anlaşmıştı. Yıllardır ülkenin her yanını gezmiş haritalarını kafasına oturtmuştu. Hep derdi ki ‘’ Kel olmamın sebebi de Türkler. Ülkeyi gezerken nerdeyse her santimine bir saç teli bıraktım.’’
Agop’u zaten sevmeyen işgalcilerinin lideri,
‘’Aptal herif, sana kaç defa dedim bana ismimle seslenme diye. Ben şu an buradaki işgalcilerin lideriyim ve kendime bu ismi koydum. Bir daha Kaplan dersen, seni Türklerden önce ben öldürürüm!’’
Bu sesi duyan Agop sesi titrek bir şekilde,
‘’Anlaşıldı işgalcilerin lideri’’ dedi.
‘’Ya da vazgeçtim sen diyince midem bulandı. Bana artık Kaplan diye hitap et. Şurada kendime bir isim bile koydurtmadın.’’
Kaplan’ ın bu tutarsız davranışı ve hakaretleri Agop’u iyice sinirlendirdi. ‘’Şu Türklerden kurtulayım sana da gelecek zaman…’’ dedi kendi kendine.
‘’Anlaşıldı kaplan. Şimdi bir şeyler yapmalıyız.’’
‘’Düşünüyoruz herhalde burada varsa fikrin söyle.’’
Bunu duyan Agop sessiz kaldı, sadece ‘’yok…’’diyebildi.

Çatlı çevikliği ve cesaretiyle hem Türk ordusunun hem de Mehmet komutanın gözdesiydi. Nerde imkansızlık var oraya koşardı. Bu sefer Çatlı planı kendi yaptı.
‘’Komutanım benim bir planım var.’’
‘’Söyle Çatlı dinliyorum.’’
‘’Komutanım mevcut konumumuzda bunlar görmek imkansız sadece hareket etmeleri halinde hedef olurlar. Ama biz onlara yaklaşırsak ceylanları avlayabiliriz.’’
‘’Nasıl olacak bu Çatlı? Hareket etmemiz halinde bizimde yerlerimizi belli etmemiz demek, bu riski alamam bu plan olmaz.’’
‘’ Komutanım zaten siz değil ben hareket edeceğim. Sizin emrinizle hepiniz aynı anda saklandıkları alana ateş edeceksiniz. Onlara görüldüklerini düşünüp iyice kafalarını bir yerlerine sokacaklar bende hızlıca sağ çaprazıma doğru koşmaya başlayacağım. En azından konumu değiştirip görüş alanı sağlamaya çalışırım. ‘’
‘’ Bu söylediğin çok riskli Çatlı ama bir düşüneceğim.’’
Çatlı ‘’Emredersiniz komutanım’’ dedi ve emri beklemeye başladı.
Mehmet komutan iyice düşündü ve bu planın olabileceğine kanaat getirdi. Ama tabi ki biraz geliştirilmesi gerekiyordu.
‘’Çatlı bu plan olabilir. Ama daha fazla ayrıntı hesabı yapmamız gerekiyor. Senin konumun zaten en sağ da, sen sağdan çaprazlı gideceksin. Nihat sende en soldasın ve sol çaprazlı olarak da sen gideceksin. Bizim ilk atışımızdan sonra sizler yerlerinizden fırlayacak, 50 metre sonra durup saklanacaksınız. Diğerleri durmadan ateş edecek özelikle tam kaya diplerine, üstlerine ateş edeceksiniz kimse kafasını kaldırmamalı. Anlaşıldı mı? ‘’
Tüm askerler ‘’Anlaşıldı komutanım!’’ diye emri aldılar.
‘’ Çatlı ve Nihat yerinizden fırlayacak şekilde hazırlanın. Hazır olunca haber verin.’’
Yaklaşık 30 saniye kadar sessizlik yine hakim oldu. Tüm askerler alanı tarıyor kendilerine hedef bulmaya çalışıyorlardı.
Önce Çatlı ardından Nihat ‘’Hazırım komutanım’’ dedi.
‘’Aslanlarım yıkın ortalığı Çatlı ve Nihat hedeflerine varana kadar sakın durmayın. Ateş!’’
Bu emri söylerken ilk kendi ateş eden Mehmet komutanın ardından 7 asker de ateş etmeye başladılar. Sessiz dağdaki kurşunun değdiği taş sanki bir musiki edasıyla  yankı yapıyordu. Ateşlerin başlamasıyla Çatlı ve Nihat yerinden fırladı.
Ateş sesiyle birlikte işgalciler kafalarını iyice saklamaya çalışıyor, kendilerinin görünmesinden korktular.
Çatlı ve Nihat nefesini tutmuş hızla ilerliyordu. 
İkisinin de gözleri sürekli ileri bakıyor, durduklarından kendilerine bir alan bulmaya çalışıyordu. Yaklaşık 50 metre geldiklerini anladıklarını gözlerine kestirdikleri yere hızlıca yattılar ve hemen silahlarını yerleştirdiler…
Reklamlar

Kategoriler:Hikayelerim

Tagged as:

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s